Akademisyenliği Doğru Anladık Mı?

            Yine sıkça konuşulup tartışılan bir konuda, tabiri caiz ise sizlerle dertleşmek istedim. Nedir bu akademisyenlik? Kimilerimiz bu sözcükten çokça etkilenir, kimileri ise neredeyse nefret eder. Bunun için kötü anılar yaşamış olmak gerek. J Ülkemizde günlük hayatta akademisyen kelimesini daha çok ‘üniversite hocası’ anlamında kullanırız. Bize yaşam süreci içerisinde öğretilen bir geçiş kelimesidir aslında. İlkokul ve lisede öğretmen ama üniversitede hoca! J Lütfen insana sınıf atlatıyor bu kelime. Bir kelime daha var hayatımızda o da ‘bilim insanı', peki bunların arasındaki ilişki nedir diye düşünecek olursak sanırım şunu söylersek yanlış olmaz. ‘Her bilim insanı akademisyendir ama her akademisyen bilim insanı değildir.’ Biraz iddalı mı oldu? Neden böyle bir hiyerarşi var dersek burda devreye bilime yapılan katkı giriyor arkadaşlar. Eğer katkımız yok ise akademisyen olmaktan öteye gidemiyoruz.

            Aslında yine problem sistemden kaynaklı. Çünkü ülkemizde etiket dediğimiz olguyu akademisyene üniversite veriyor ya da kazandırıyor. Bu ne demek? Nerede hoca olduğunuz çok önemli ve bu size değer katıyor. Ben bunu şuna benzetiyorum; hepimizin ortaokul-lisede biyoloji derslerimizden çok iyi bildiği canlılar arasındaki beslenme ilişkilerine göre sınıflandırılması var. Yani ‘kommensalizm, mutualizm ve parazit’ kelimelerine hepimiz aşinayız. Bizim ülkemizde bu üniversite-hoca ilişkisini kommensalizm olarak düşünebiliriz. Fakat bu yurt dışında biraz daha farklı.  Orada bahsettiğimiz ilişki tamamen mutualizm seviyesine ulaşmış durumda. Yani hem akademisyenler üniversiteye hem de üniversiteler onlara değer katıyor. Bence bu durum neden dünya sıralamalarında ilk 500 arasına bir üniversite sokamayışımızın sebeplerinden biridir. (bu meseleyi başka bir yazımızda daha detaylı irdeleyeceğiz) Yani akademisyenlerimizin bilime katkısı çok düşük seviyelerde kalıyor ve burada onlara çok fazla iş düşüyor.

            Çok fazla iş düşüyor dedik fakat bizim memlekette akademisyenlerin bir kısmı ne yapıyor diye birazcık daha irdeleyelim. Sistem sistem diyip duruyoruz. Bu çok önemli bir olgudur arkadaşlar. Çünkü sistem olmaz ise işleyiş, denetim ve kurumsallaşma olamayacağı için bizler bireylerin keyfi hareketlerine maruz kalmaktan kaçamayacağız. Örnek verecek olursak; Türkiye de bazı akademisyenlerin 30 yıl boyunca üniversitede aynı oda içerisinde evcilik oynaması sizi şaşırtmıyor değil mi? İşte tam olarak bundan bahsediyorum. Öğrenciyi nasıl kazanırım, onlara bu bilgiyi nasıl öğretirimin yerine not ile tehdit etme hatta daha da beteri aynı dersten yıllarca öğrenciyi bırakıp, süründüren insanlar var değil mi? Bu sistemdeki üniversite hocasının serbestliği (denetimsizliği), kısaca ellerindeki bu kadarcık gücün bile sarhoşu olabiliyorlar. ‘Bu kadarcık mı?’ neden –cık diye düşünenleriniz olduysa açıklamama müsaade edin. Özellikle Amerika da örneğini sıkça gördüğümüz bir ödenek sistemi vardır. Bu üniversitedeki ‘bilim insanlarına’ araştırmaları için verilen belli bir maddi destektir. Bu destek ile onlar araştırma ekiplerini kurarlar, gerekli araç ve gereçleri alırlar, araştırma ekibinin maaşından tutun çalışmaya katılan hastaların ‘katılım ücretine’ kadar her şeyi karşılarlar. Şimdi bir de böylesine bir gücün bizimkilerde olduğunu hayal edin. J

            Yukarda bahsedilen lisans düzeyinde yaşanan olumsuzluklardı. Bir de bunun lisansüstündeki durumları var. Burda devreye tabi ki en önemli olgulardan biri giriyor. Araştırma! Nasıl yapılır, nerden başlanır, ne gerekir, aşamaları nelerdir vs vs.. İnanın çok uzun. Bizde ise burada sistemsizlik sistemimiz olmuş. Tabi bende bunu yurt dışına çıkınca acı bir şekilde farkettim. Kendi alanımız olan, sağlık alanından bir örnek ile anlatalım. Konu belirlerken literatürü iyi tarayamıyoruz. Bu konuda bazen aceleci davranabiliyoruz. Halbuki her şeyin başı iyi bir literatür taramasından geçiyor. Bu da zaten çalıştığımız konunun aslında yapıldığı gerçeğiyle karşılaşmamıza sebep olabiliyor. Böyle bir durum ile karşı karşıya kaldığımızda ya konu tamamen değiştiriliyor ya da ucundan kıyısından evrilmeye çalışılıyor. Etik kurul konusunda oturmuş bir düzen olmadığı, sıkça kuralların değişmesi sebebiyle çok sıkıntı çekiyoruz. Diğer bir sıkıntımız ise kaybedilen zamandan ötürü gelen durumlardır. Mesela hastaları bitirmeden tezin giriş, genel bilgiler ve yöntem gibi kısımlarını önceden hazırlamaya-yazmaya çalışırız. Son olarak 'istatistik' aşamasının genel olarak bizim en büyük eksiklerimizden biri olduğunu düşünüyorum. Yanlış tercih edilen-yapılan istatistiksel yöntemler emek verdiğimiz araştırmalarımızda bizi çıkmaza sokabilirler. Bu konuda uzman yardımı almaktan çekinmeyelim! Sonuç uluslarası platformda yayınlanamayan tonlarca ‘EMEK’ !! İnanıyorum ki bu anlattıklarımın hiç biri size yabancı gelmedi. Bir de İngiltere’den örnek vereyim. Eşim burada Cardiff Üniversitesi’nde Sporcu Sağlığı alanında master yapıyor. (Ondan alıntı yapıyorum, eşiniz dahi olsa lütfen alıntıyı belirtelim, plagiarism ile savaş!)

Hoca derste soruyor;
Çalışmada kontrol grubu ve çalışma grubu var mı? Evet hocam.
Peki hastaları nerede aldıklarını yazmışlar mı makalede? Hayır hocam.
Bu tarz zayıf çalışmalara dikkat edin arkadaşlar.
Haydaa noldu şimdi?

Ben anlatayım çünkü gerçekten bilim ile uğraşan insanlar her şeyi milimine kadar kontrol etmek ister, öyle de olmalıdır ki hata payı 0’a yakın olsun.

Hoca sebebini açıklıyor: Arkadaşlar hastaların nerede alındığı çok önemli. Bizler hastaların birbiri ile etkileşimi olmasını önlemeliyiz. Çalışma da gruplar var ise bu demektirki birine yaptığımızı diğerine yapmıyoruz ve bunu da hastalar bilmiyor. O zaman her grup için birbirinden izole, hastaların birbirlerini görmeyeceği, konuşamayacağı yerlere ihtiyacımız var. Eğer tek bir yerde olursa kapıda beklerken konuşur, yapılanları birbirleri ile paylaşırlar. Paylaştıkları bilgileri de yapmaya başlarlar. Böylelikle sizin çalışmanızda kalite anlamında yetersiz kalır.

Evet arkadaşlar onlar bu kadar derin ve ayrıntılı düşünüyor kıyası size bırakıyorum. Bunları yazıyorum çünkü bir gün bende akademisyen olduğumda aynı hatalara düşmeyi istemiyorum. Öğrenci olduğum bugünleri unutmadan işimi yapmak istiyorum.

Son olarak 'Ben acı çekerek bugünlere geldim onlarda çeksin!' kısır döngüsünün bir an önce kırılması dileklerimle…

Uzm. Fzt. Abdulhamit Tayfur

Yorumlar