En Zorlu Süreç: Bilim


            Çağımızda bir devletin ve milletin kurtuluşunun ve yaşamını en iyi şekilde sürdürebilmesinin anahtar kelimesidir; bilim. Ancak bizler yaşadığımız koşullar içerisinde bu kelimenin anlamını anlayamadığımız gibi işleyişini de pek hayata geçirebilmiş değiliz. Burada tabi olanaklardan tutun, konuya verilen değere, sunulan fırsatlara kadar bir çok etken var. Ben bu yazıda özellikle bilimin nasıl bir süreç olduğunu kendimce yorumlayıp, vurgulayacağım.

Ben bu süreci 3 farklı nokta ile ele alıyorum. ‘Bilimi sevmek’ bizim birinci dönüm noktamız. Ee sevgi olmadan bir şey olmaz biliyorsunuz. Bu konuda bana bilimi sevdiren amcamdan bahsetmeden geçemeyeceğim. Çocuk yaşımda onun anlattıklarını ve yaptıklarını anlamaya çalışırdım. Beni hep kendine hayran bırakmıştır. Bir gün yine sohbet ediyoruz (yaşım biraz daha büyüdü, üniversite tercihlerim öncesi) bana dedi ki ‘Malesef Türkiye’de öğrenciler üniversite isimlerine çokça aldanıp tercih yapıyorlar.’ Haksız da sayılmazdı aslında ve bana verdiği örnek ise şuydu; benim şu an ODTÜ’deki alanımla ilgili tüm hocalardan daha çok uluslararası yayınım var fakat iyi öğrenciyi üniversiteye çekemiyoruz. (Gökmen Tayfur, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü araştırmak isteyenler bakabilir) Daha sonra farkettim ki adamı uluslarası platformda, alanı içerisinde, herkes tanıyor ama Türkiye’de kimse tanımıyor. Çok ilgincime gitmişti. Çünkü benim için o bir numaraydı, adeta benim idolümdü. Buradan büyük resme bakacak olursak arkadaşlar memleketimizde ne büyük cevherler var tanımadığımız, bilmediğimiz. Soruyorum Aziz Sancar’ı Nobel ödülü almadan önce kaçımız tanıyorduk acaba? Ya da şu an Türkiye’de Mete Atatüre, Gökhan Ünel, Selçuk Şirin, Veysel Berk ve daha bir çokları ne kadar tanınıyor?


Bilim dediğimiz sürecin 2. Dönüm noktası bana göre ‘bilimi anlamak’.  Diğer bir tabir ile düşünmek. Benim bu konuda ilk kez düşünmeye başlamamı sağlayan bir üniversite hocamdı. Kendisi bilmez ama benim hayatıma çok değerli bir dokunuşu olmuştur. Yüksek lisans ders dönemindeyim, dersin adı ‘Seminer’ .J Yüksek lisansın en düşük kredili dersiydi. Dönemde bir kere dersi yapılır, kalan zaman da sunum hazırlayıp anlattırsınız. İroni de buradadır aslında o bir derse benim şansıma o hocam gelmişti. Tabi o zaman bilmiyorum şans olduğunu. Bize araştırma ve bilimden bahsediyordu. Derste kurduğu bir cümle beni tamamen değiştirdi. ‘Arkadaşlar biz bilim üretmiyoruz. Onlar bilim yapıyor, biz ise yapılanı takip ediyoruz.’ Hatta örneğini de vermişti. ‘Adamlar US (ultrasound; tıbbi bir cihaz) bulmuş zaten. Bu cihazın üretilebilmesi, kullanılabilmesi için 2000 tane araştırma yapmış. Biz de işte şu kasta mı daha etkili yoksa bu kasta mı? Bu tedavi mi daha etkili yoksa US mu? ona bakıyoruz’ demişti. Ben hala bunları söylerken onun yüz ifadesini, üzüntüsünü ve  samimiyetini unutmadım. Benim için dün gibi. Bu andan itibaren sanki tüm algılarım açılmıştı. Sormaya, sorgulamaya ve düşünmeye başlamıştım. Sürekli bir kıyas içerisindeydim. Bu aşamada dikkat çok önemli çünkü ne doğru ne yanlış bunun ayrımını kaybetmemek lazım. Düşünmek güzel, ama düşüncelerde boğulmamaya da dikkat edeceğiz.

            Bilimde ki ilk 2 dönüm noktasına ulaşabilmek hayat dediğimiz yol içerisinde kendiliğinden gerçekleşebilecek süreçlerdir. Fakat 3. durak bambaşka bir çaba gerektiriyor. ‘Bilimi gerçekleştirmek’ diye tabir edebileceğimiz bu aşamaya ulaşmak sizin aslında bilim insanı olduğunuzun kanıtı olacaktır. Bu süreç gerçekten çok çetrefilli olmakla beraber içerisinde şansı asla barındırmamaktadır. Bu şans meselesini karıştırmayalım. Yani anlatmak istediğim kimse durduk yere ‘hop bilim ürettim bilim insanı oldum’ olmuyor. Bir elmanın düşmesi size bir şans gibi görünebilir fakat içerisinde bir düşünceyi ve yorumu barındıran bir olaydır aslında. Bu süreç; içerisinde en başta hayal etmeyi barındırıyor. Önce bir hayalimiz olacak, o hayalden yola çıktığımız bir amacımız ve bu amaca inancımız olacak. Ne yazık ki bunlarda yetmiyor; bunları sıkı bir çalışma, adanmışlık, fedakarlık ve azim ile desteklemek gerekiyor. Örnekleri var bazıları bir yılda 20 makale yayınlıyor belki ama katkısı tartışılır? Kimisi de bir çalışmayı 35 yıl yılmadan sürdürüp, tüm insanlığa katkı sağlayabiliyor. Onlarda zaten genellikle Nobel alanlar oluyor. J Tabi bu bir örnek bunu; ‘Ne yani nobel olmadan yaptıklarımız bilim olmuyor mu?’ diye yorumlamamanızı tavsiye ederim. Buradaki önemli olan süreç içerisindeki yaşantı ve bizi bekleyen olaylar.

Bilim çok değerli ve kıymetli. Umarım bunun farkına bir an önce varmayı biliriz. Ulu Önderimiz Atatürk’ün bir sözü ile yazımı bitirmek istiyorum.

‘Eğer bir gün benim sözlerimle bilim ters düşerse, bilimi tercih edin.’

Uzm. Fzt. Abdulhamit Tayfur

Yorumlar

  1. Çok düzgün bir adamsın sen çocuk.
    Senin doğru bakış açınla değerlendşrmen ve sunman çok değerli
    Allah hedeflerine kolaylık ve başarıyla ulaştırsın inşallah.

    YanıtlaSil
  2. Iyi dilekleriniz icin cok tesekkur ederim :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder