Bir Spor Fizyoterapistinin Dramı


Meslek hayatımda şu ana kadar geçirmiş olduğum aşamaları, en çok yaşadığım problemlerden birini ve bunun ile nasıl başa çıktığımı sizlerle paylaşmak istedim. Problem: YAŞ. Hedef grubum tabii ki fizyoterapist adayı ve genç fizyoterapist arkadaşlarımız. 😊

            2013 yılı mezunuyum. Şu an çalışmakta olduğum alanı, bölümü seçtiğim andan beri arzuluyordum ve mezun olduğumda kulüpler dışında çalışmayı katiyen düşünmüyordum. Öğrenciliğimde 2. sınıfı geride bıraktıktan sonra tatilin ne demek olduğunu tam anlamıyla unutmuştum. Hacettepe'de 3. sınıfın ilk dönemi bittiğinde alınabilecek tüm teorik ortopedik dersleri almış oluyorsunuz. Geriye bunları deneyimlemek kalıyor. Sömestre tatili yerine Türk Telekom Basketbol takımında staja başlamıştım ve bunu 2. dönem dersleri başlamasına rağmen sezon bitimine kadar sürdürmüştüm. Akabinde zorunlu yaz stajımın yanında başta Sporcu Sağlığı Ünitesi'nde olmak üzere gönüllü stajlar almış, hiç yaz tatili yapamamıştım. Son sınıf yoğunluğu malum ve herkes finallere çalışırken ben SFD Gençlik Komisyonu'nu kurmak ile meşguldüm. Öğrenciliğimi çok iyi geçirdiğimi düşünüyor ve artık iş başı yapma hayalleri kuruyordum. Neresi olursa olsun fark etmez, branş (spor dalı) fark etmez, şehir fark etmez.. Hikayem de aslında burada başlıyordu.

            Mezun olduktan tam 4 gün sonra voleybol milli takımlarından birinin kampına ihtiyaç olduğu sebebiyle gittim. Benim için inanılmaz bir fırsattı. Ancak geçici bir işti o yüzden kampta olduğum sürece kulüpleri takibe devam ediyordum. Genç olmamdan ötürü telefon görüşmelerinden öteye gidemiyordum. Telefonda ilk 2-3 soru çok güzel gidiyoruz konu yaşa geldiği anda ‘Hmm, çok gençmişsin oyuncuları nasıl idare edeceksin?’ deniyordu. Alan çok ilgi çekici evet ama aynı zamanda tecrübenin çokça ön planda olduğu bir alan. Bu şekilde 8 kulüp (basketbol, voleybol ve futbol) ile görüşmüş sonuç alamamıştım.

            Aynı dönem bir futbol kulubü benle yüz yüze de görüşmek istedi ve çok heyecanlanmıştım. Kamptaki ilk izin gününde apar topar yola çıkmıştım. Futbol kulüpleri yaşa çok takılıyordu. Futbolcular gevşektir, baş edemezsin, seni parmağında oynatırlar deniyordu. Bir umutla gittim ama aynı meseleden boynum bükük döndüm. Niye çağırdın birader o zaman!!

             Şanslıydım ki voleybol federasyonu çalışma disiplinimi beğenmişti, yine ihtiyaç sebebiyle devam etmek istediler ve orada ilk resmi işime başladım. Milli takımlar çok yoğundu neredeyse ayda bir takım ve haliyle staff (teknik ekip) değişiyorduk. Her zaman en küçük bendim ve aynı problemler devam ediyordu. Bu problemlerin başında; aralarında en eğitimli kişilerden biri siz olmanıza rağmen her konuda (en çok da kendi alanımızda işleyiş ile alakalı) size akıl verilmesiydi. Çünkü siz KÜÇÜKSÜNÜZ!! Bu işe bir çözüm bulmalıydım. Ama nasıl??



            Aklıma ilk gelen çözümü uyguladım ve de çok faydasını gördüm. Kimlikten kurtulmak. Ne demek bu? İsminizin ya da kim olduğunuzun bir önemi yok. Ben burada FİZYOTERAPİST olarak bulunuyorum. Bu işin sorumlusu benim, bu mevki-koltuk (ne derseniz artık) benim. Bu bana iş yerinde bir ciddiyet ve disiplin kazandırmıştı. İnsanların sizlerle samimiyet kurmasına engel oluyor haliyle de işinize karışılmasını en az seviyeye indiriyordu. Yetti mi? Tabii ki hayır!

            Federasyonda işleri bu şekilde epey bir süre idare ettim. Milli takım gibi prestijli bir yerden istifa ile ayrılmış olmam da başka trajikomik bir olaydır. O kısma değinmeyeceğim. Ancak değinmeden geçemeyeceğim bir şey var ki bizler orada Syn. Nevin Ergun Hocam sağlık kurulunda iken göreve başlamıştık. Bizlere her konuda ve derdimizde destek olmuş, yardımlarını esirgememişti.


            Kulübe geçiş sürecimde öğrendim ki en büyük etken oyuncular olmuş. Takım menajeri sizi düşünse dahi tabii ki hakkınızda bir araştırma yapıyor. Yöneticilere, çalıştığınız teknik ekiplerdeki diğer insanlara sorarlar ama en çok da oyunculara sorarlar. Kendi oyuncuları başta olmak üzere milli takımda çalıştığım diğer oyunculara da hakkımda sorular yöneltmişler. Hepsinin geri dönüşleri çok olumlu imiş. (Bana da bir oyuncu arkadaşımız anlattı 😊  yoksa haberim dahi yok) Artık resmi olarak bir spor kulübünde çalışmaya başlamıştım. Ancak kulüpte daha önce yaşamadığım bir durum vardı. Aynı ekip, aynı oyuncular 9 ay (voleybol sezonu) berabersiniz. Eskiden formül tutmasa 1 ay sonra ekip değişiyordu ama şimdi ne mümkün. Bizim işte çalışma arkadaşların ile sürekli beraber olmak çok büyük bir dezavantajdır. Çünkü iş yerinde ciddi anlamda samimiyetin olmaması taraftarıyım, sorun doğuran bir durumdur.

            İlk yılım insanların her şeye karışması ile ve benim bununla uğraşmam ile geçti. Çünkü kendinizi yeni bir ekibe kabul ettirmeniz uzun bir süreçtir. Benim ilk senem menajer ve baş antrenörden tutun masöre (kaçınılmaz zaten) kadar kavga ve gürültüyle geçti. Takım kaptanı 37 yaşında ve siz abi diye hitap ediyorsunuz. Ortamı hayal etmeye çalışın. Zaten resmi hitapları kulüp ortamında unutun, bu da başka bir dezavantajdır. Siz abi dedikçe kimileri bundan fazlasıyla etkileniyor maalesef. Anlımın akıyla çıktığım bir çok tartışmada artık sıkışan teknik ekip üyesi haksız olduğunu anlayıp söylecek söz bulamadığında ‘Senin yaşın kaç daha? Benle böyle konuşamazsın!’ gibi tabirlere başvurduğunda, artık siz kötü adam ilan edilirsiniz. Çünkü konu ana hattından sapar ve oyuncunun ‘Fizyo’ya bak babası yaşındaki adamla nasıl konuşuyor?!’ diye nitelendirdiği durumlara çok kolayca gider. Gerçek mevzu unutulur, sizin kendinizi haklı bir şekilde savunduğunuz kaynar ve konu yine yaşa gelir. Bu meseleyi de çözmek gerekiyordu.

            Aynı kulüpte ikinci sene değişen isimler olsada bir çok kişiyi tanımak benim için bir avantajdı. İlk yılın aksine 0 kavga ile sezonu tamamlamıştım. Burada bir teşekkürü de canım abim kulüp doktorumuz Syn. Ateş Şendil'e borç bilirim. Hiç bir zaman benden desteğini esirgememiştir. Sonunda sadece işime odaklanabilmiştim. Hatayı kendimde arayarak önemli bir şey yaptığımı düşünüyorum. Neden karışıyorlardı? Püf nokta bu idi. Yeterince bilmediğimi mi düşünüyorlardı? Güven mi vermiyordum? Burada size tavsiyem anlamazlar nasılsa diye düşünüp susmaktansa anlamayacaklarından emin olsak bile yaptığınız her şeyi anlatmak. Ne yaptığınızı, yapabileceklerinizi öğrenmeliler. Yaşanan olayları size karışma seviyesine gelmeden gerekli önlemleri alıp, açıklamaları yapın. Mevkiiniz gereği bir duruşunuz olsun ve orada olduğunuzu hissetsinler. Konumunuza karşı yapılan müdahalelere karşı defans yaptığınızı hissetsinler. Bunu başarabilirseniz sorunlar kendiliğinden çözülmeye başlıyor. Tabii bu da yine yaşamamız gereken deneyimler ile kazanılıyor. Unutmayın insanların güvenini kazanacağınız en zor çalışma alanlarından biridir: Sporcu Sağlığı.

            Genelde her yazımda ülkemizce yanlış anlaşılan, kullanılan veya uydurulan argüman ve tabulara gönderme yapıyorum. 'Akıl Yaşta Değil, Baştadır.' gibi güzel bir atasözü olan yurdumun olaylara yaklaşma biçimi maalesef tam aksi yönde. 

            Yaşanan veya yaşanabilecek zorlukların sadece birine değinebildim. Umarım özellikle genç arkadaşlara birazcık da olsa katkı verebilmişimdir. Sıkmamak adına olabildiğince kısa anlatmaya çalıştım. Merak ettiğiniz başka şeyler de olursa lütfen belirtiniz. Değerli vaktinizden ayırıp okuduğunuz için çok teşekkürler.

            İngiltere’den Sevgilerle...

            Uzm. Fzt. Abdulhamit TAYFUR

Yorumlar

  1. Yine tam 12 den...
    Ellerine sağlık.
    Sabırsızlıkla yenilerini bekliyorum.

    YanıtlaSil
  2. Bütün bu yazdıklarınız ne kadar doğru şeyler ya çok ama çok teşekkürler. Tüm karşılaşabileceğim sorunlara daha yeni merhaba diyen bir fzt olarak en çok ihtiyacım olan anda gördüm yazılarınızı. Tüm bu anlayışınız için Allah sizden razı olsun

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel düşünceleriniz için ben teşekkür ederim :)

      Sil
  3. Mezun olduktan sonra yüksek lisans yapıp mı kulüplerde çalışmaya başladınız yoksa direk mezuniyet sonrası mı kulüplere gittiniz

    YanıtlaSil

Yorum Gönder