Yeni Mezun Fizyoterapistin Meslekten ve Meslektaşlarından Beklentileri

             Üniversite hayali kuran her öğrenci uzun ve çetrefilli bir hazırlık sürecinden sonra bir tercih yaparak hayatına dair en büyük adımlardan birini atıyor: Mesleğini seçiyor… Peki Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nü seçen bizler neyi hayal ediyor, mesleğimizden ve meslektaşlarımızdan neler umut ediyoruz? Bu yazıda kendi bakış açımdan biraz bu konulara değinmek istiyorum.
              İlk olarak lisans dönemi eğitiminden; kaliteli bir eğitim ve farklı bakış açısı kazandıracak klinik stajlar bekliyoruz. Fakat ne yazık ki açılan çok sayıdaki okul ve kontenjanlardaki öngörüsüz artış bu duruma en büyük engeli teşkil ediyor. Eğitim giderek verimsizleşiyor ve öğrencinin kendini eksik hissederek mezun olmasına sebep oluyor. Bir diğer sorun ise ezber bazlı, daha çok teoriğe yönelen eğitim prosedürü. Aslında bu bizim meslek eğitimimizden ziyade genel olarak Türkiye’nin eğitim sisteminin en büyük eksikliği. Durum böyle olunca öğrenci yaratıcılıktan ziyade sadece kendisine sunulanı alma yoluna gidiyor.  Lisans döneminin ilk 3 yılını tamamlayıp, 4. Sınıfla beraber klinik stajlarımıza başladığımız zaman, yapılan uygulamaların eğitimde gördüklerimizden daha farklı olduğunu fark ediyoruz. Aslında verilen eğitimin yeterince güncel bilgi içermediği kanaatindeyim. Bu durum nedeni ile ne yazık ki birçok öğrenci mezun olduktan sonra bu açığı kurslarla kapatmaya çalışıyor. Biz öğrenciler olarak iş hayatında ağırlıklı olarak kullanılan yöntem ve tekniklere (özellikle egzersiz, mobilizasyon uygulamaları, bantlama vb. konulara) derslerde daha fazla önem verilmesi gerektiğini savunuyoruz.


             4 yıl lisans eğitimini tamamlayıp mezun olduktan sonra ise iş başvurularında en temel sorunlardan biriyle karşılaşıyoruz. Birçok iş yeri, alınan lisans eğitimini yeterli görmeyip iş başvurusu yapan kişiden çeşitli kursları almış olmasını bekliyor veya kurs almış olan kişileri seçmeye gayret gösteriyor.  Bu durum yeni mezun fizyoterapistleri ve özellikle 4. Sınıf öğrencileri sorgulamadan kurs almaya teşvik eden nedenlerden biri. Öğrenciler diğer türlü işsiz kalacağına ve aldığı lisans eğitiminin yeterli gelmeyeceğine inanıyor. Alınan kursların ihtiyaç ve verimliliğinden ziyade sadece adına ve sayısına odaklanılmaya başlanıyor. Zira birçok CV gerekli gereksiz kurslarla şişirilmiş bir şekilde işverene teslim ediliyor. İnsanlarda, ne kadar çok kurs almışsan o kadar iyi fizyoterapistsin mantığı yerleşmeye başlıyor ne yazık ki.  Kurs vermek bir ticarete dönüşüyor. Artık adını dahi bilmediğimiz, hiçbir yetkinliği dahi olmayan kişilerden kurs duyuruları görmeye başlıyoruz. Talep oldukça kurs sayısı çoğalıyor. Başka hiçbir meslek grubunda bu tarz bir durum yok. Bu kısır döngüyü bir yerden kırmak gerekiyor. Her öğrenci bu bilinçte olmayabilir, çünkü doğru olanın bu durum olduğunu kabul ediyor veya mecbur kalıyor. Bu bilincin oluşturulması için başta Türkiye Fizyoterapistler Derneği olmak üzere derneklerimize, üniversite hocalarımıza ve tecrübeli meslektaşlarımıza daha çok iş düştüğünü düşünüyorum. Gerekirse, yapılacak kurslara belli ölçüt ve kısıtlamalar getirilmeli.
            Gelelim bir öğrencinin veya yeni mezun fizyoterapistin son dönemde gördüğü en büyük probleme: Mesleğe dair onlarca olumsuz yorum ve tutum…  Gerek sosyal medyada gerek çevremizde o kadar çok olumsuz ve karamsar yorum duyuyoruz ki, bu durum bizleri meslekten soğutuyor ve aslında birçok yönden mesleğimize dört elle sarılmışken birer birer geri çekilmeye başlıyoruz. Ne yazık ki yeterli birlik bir türlü oluşturulamıyor. Birlik oluşturmaya çalışan bir grup, bir fikir ortaya atıldığı an destek vermek yerine ilk yapılan şey; eleştiri. Kimle konuşsak herkes mesleğe katkıda bulunmak, gidişatı düzeltmek istiyor ama kimse icraata geçmiyor. Çoğunlukla yapılan şey mesleği kötülemek. Sosyal medyada öyle yorumlar okuyoruz ki, artık bu mesleği sevmeyen insanlar mesleği seven insanları da meslekten soğutmaya çabalıyor.
            Biz, fizyoterapist adayları olarak tüm bu problemlere rağmen mesleğimizin geliştirilmeye ne kadar açık olduğunun ve önemli olduğunun farkındayız.  Yaşanan olumsuz durumları kabullenmek yerine meslek için adım atan, ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ mantığından kurtulmuş, güncel gelişmeleri takip eden meslektaşlarımızın ve hocalarımızın yol göstermesine ihtiyacımız var; mesleğimizin yerden yere vurulduğunu görmeye değil. Öğrencilere ve yeni mezunlara karşı ‘yalnız o iş öyle değil, mesleğe geçince görürsünüz’ tutumunu da reddediyoruz çünkü mesleğimizi seviyoruz.. Karamsar düşünenlerin aksine mesleğimizin çok daha iyi yerlere geleceğine dair bizim inancımız tam…Tabii gereken emeği verirsek..
Sevgi ve Saygılarımla...

Fzt. Ebru Gül ÖZDEMİR

Yorumlar